Pencere

Pencereleri sıkıca kapattım. Artık dışarıdan ne bir ses ne bir esinti dolacak kalbimin dökülen parçalarına.

Pencereleri kapattım. Çığlığım dolacak bedenime, sonra  boğacak beni sonsuza dek uyuyacak göz kapaklarım. Ne bir iz kalacak ne bir güneş kırıntısı benden geriye. Susacak bütün insanlar sonra aynı rutin hayatlarına dönecekler, hiç yaşamamışım gibi kirli elleri gezinecek başka vücutlarda. Kusacaklar içindeki irinlerini birbirlerinin suratına, ben pencereyi çoktan kapatmış olacağım, en iyisini yapmış olacağım.

Çırılçıplak bir vadide tüm sahteliklerden ve tüm yalanlardan arınarak kendim olacağım. Kendim olup, yeniden sadece ve sadece kendi içimde büyüyeceğim. Parmaklar arasına girmiş irinlerle baş başa bırakmak herkesi en soylusu olacak.

Boşlukta ve kimsesiz yaşamak, kapattım pencereleri,  kapanacak yüzüme hayat. Çünkü yürüdüm sokaklarını şehrin, yürüdükçe büyük bir boşluğa açıldı hepsi. İnsanların yüzleri gözsüz, çenesiz, ağızsız düz bir duvar gibi, etten bir duvar kaplamıştı sokakları. Onların arasından geçerken ne zaman açmam gerektiğini bilmediğim kapılar çıktı hep karşıma, yürüdüm geçtim hepsini ve sonunda pencerelerimi de sıkıca kapattım.

Şeytan doldurdu gereksiz yere tüm boşluklarımı, bilirim hepsini. Şimdi içimde büyüyen  sonsuz bir terk ediş hayatı. Uzak tarifsiz bir tanımlama hayatımda. Avuçlarımın içinde küçücük bir kalp olmasa, ah olmasa… Doluyorum ve yeniden doluyorum… bakışlarım bulanık şimdi göremiyorum yüzüm etten bir duvar oluyor hayatın sarhoş savruluşunda. Ne kendimi biliyorum ne de bundan sonraki akışkan vıcıklaşmış hayatı. Pencereleri sıkıca kapamalı, kapamalı ki ne dışarıdan bir ses işitilsin ne de bir esinti dolsun kalbimin parçalarına.

Usulca kıvrılıp sonsuz bir maviye dalıp gitmek gözsüz bir yüzle sonra uzanmak ve kapatmak sonuna kadar açık pencereleri…

Pencereleri kapat.
Pencereleri kapat.
Pencereleri kapattım…

Nevzat Süs

Bana Arap Deyin Lan!

2010-2011 Tiyatro sezonunda Doğan Korkmaz tarafından İrfan Yalçın’ın romanından uyarlanan, “vetiyatro” olarak sahnelediğimiz “Kuş Kafesi” oyununda oynadığım Arap isimli karakterin alt metin çalışmasının bir kısmıdır. Artık yayınlanmasında bir sakınca görmüyorum. Teknik bir metin olarak değerlendirilebilir.  

Fotoğraf: Karasultan (Tuğba Birincioğlu) Arap (Nevzat Süs)

Tam olarak hatırlamıyorum, sanırım 5 ya da 6 yaşındayken babam önüne katıp beni mahalledeki kaynakçıya Seyfi ustaya teslim etti. “Eti senin kemiği benim, çalışsın meslek öğrensin” diyerek beni oracıkta bırakıp gitti. İçimi bir korku sardı. Etrafıma baktım is pas içinde dükkânda herkes bir şeylere koşturuyordu, başka çocuklar da vardı ama hepsi benden büyüktü.  Malak gibi öylece kalakalmıştım babam gidince. Bir taraftan da babamın yanında olmadığımdan mutluydum doğrusu. Kaynakçı Seyfi Usta “al lan şu süpürgeyi, etrafı süpür” diyince içime bir kez daha korku düştü. Korkunun ecele faydasının olmadığını o yaşta nerden bilebilirdim ki. Başladım yerleri süpürmeye; çocuklardan biri “doğru süpür lan” diye enseme bir şaplak geçirip, beni yere kapaklayınca babam dışında başkalarının da insanlara vurabileceğini o anda anladım. Ovunarak eşek gibi yerden kalkıp devam ettim atölyeyi süpürmeye. Continue reading

Bir Damla Gözyaşı

İhsan Bey, neredeyse her gün aynı kahveye gidiyor,  aynı eski dostlarıyla sohbet ediyor, gazetelere göz atıyor, çay içiyor akşam olunca da yeniden yalnızlığının mekanı evine dönüyordu. Yetmiş yıllık ömrünün büyük bir bölümünü işçilik ederek geçirdiğinden elleri ve bilekleri normalden fazla irileşmiş, gelişmişti; fakat yaşlılığın getirdiği yorgunluktan titremeye ve güçsüzleşmeye başlamıştı çoktan. Yüzündeki kırışıklıklar geçirdiği hayatın çilesini yansıtan bir nitelikte olmasına karşın saçları tamamen beyazlaşmamış, tersine oldukça fazla siyahı vardı. İhsan Bey’in kahvedeki dostları da kendisi gibi işçi kökenliydi. Onlarla iyi anlaşıyor, zaman zaman memleketin gidişatına dair sohbetler ediyorlar ama hepsi yine aynı masada kalıyordu. O da sanki bütün yaşlılar gibi artık ununu eleyip duvara asmış ve yaşadığı hayata gözlerini yumacağı anı bekliyor gibiydi. Oysa kasabasında kimi yaşıtları siyanürlü altın çıkarılmasına karşı mücadele vermişti ve bu mücadeleye devam ediyorlardı. İhsan Bey nedenini bilmeden ilçesine sahip çıkamamış olmanın verdiği ezikliği hep içinde yaşadığını kimseye de söyleyemiyordu. Bu bir korkaklık mı yoksa boş vermişlik mi onu da tam olarak kestiremiyordu bir türlü. Oysa memleketlileri gibi bir yerinden mutlaka eklenebilirdi, bunu düşünüp duruyordu, en sonunda “artık yaşlandım” diyip kendi kendine, tekrar kahvenin yolunu tutuyordu. Continue reading

Ölmüş Eşek

   

  

Eşekler eşit ve hür doğarlar. Sıpayken büyüye büyüye eşek olur, eşit olmayarak ve köle olarak ölürler. İçtimaî farklar yalnız saman ve ahır meselelerin¬de tesis edilebilir. Hiçbir uyuz eşek, Marsuvanın haberi olmadan zorla ahıra kapatılamaz. Keyfi anırtılar ve hariçten gazel okumak isteyenler cezalandırılır. Bunda eşek inadı gösterenler, eşek sudan gelene kadar ıslatılır.

Yazan Aziz Nesin, Yöneten Müge Saut, Oynayan Nevzat Süs, Karikatür Kemal Gönen, Fotoğraf Nâzım S. Fırat, Işık-Efekt Eser Tura-Ozan İzdeş

Kızıl Ağıt

 
1
Çocukluğumun puslu fotoğrafları saçılmış
Her gülümseyişe.
Ruhumun kiraz ağaçlarından toplayıp meyvesini
Küpe yapardık kulaklarımıza.
Onurlu insanlar olalım diye belki de.
Kulağımıza küpe oluyordu çocukluğumuz.
 
İnsan yüreğinde büyüttüğü ağaçları unutmaz.
Her daim sular, sular ki çiçek açsın pembe.
Şimdi ardı ardına sıralanmış bulutlar yeşeriyor uzaktan,
Bakıyorum gözlerim kamaşıyor.
Kirazları düşünüyorum,
Küpe oluyor kızıl kızıl…
 
2
Ağaca sevdalanan, dallarından kamçı yaratır.
Parçalar-yıkar kişiyi yüzükoyun.
Bir el sonra, bir el değer, ışır karanlık.
Günebakanlar yüzünü döner en mahrem soluklara.
Kamçılandıkça hayat akar yolunu bulur ve sıradanlaşır zaman.
Göğü deler kurumuş dalında yapraklar, mevsimsizleşir günler…
Yollarda yalnız otomobiller bir tek o bağırır,
Düşene dek en son yaprak dalın-can.  
Sonra harfler su birikintisi yaratır ağacın ayakucunda.
Bir otomobil tekeri çaresiz ezip geçerken sıçratır hayata
Bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm kavramları.
Ağıtın son hecesi kalır elimizde, kaybolduğumuz.
Harflerin kilidi açılmaz, geride büyük bir suskunluk örter üstümüzü.
Uyuruz…
Ve düşler kovalar geceleri ruhumuzu
Ter içinde ıslanarak haykırırız, susarız
Büyür yüreğimiz, küçülür…
Sonra tabanlarımızdan bir karıncalanma basar bedenimizi
Ayakta duramayız…
Salınım bir tür ritüele dönüşürken, yeniden çoğalırız
Yeniden yok oluruz
Tekrar çoğalırız…
 
3
Anadolu’da bir çırpınış
Bir çocuk ağıdı deler kayaları…
Kayalar da lâl
Kayalar da âmâ
 
Gezginler düş perdelerini çoktan kapatmıştır.
Bende kapattım düş perdelerimi sonsuza dek.
 
Nevzat Süs

 

Oda

Hayalet bir şehir şimdi bu oda… Duvarlarına astığımız film afişleri seyircisiz seanslar başlatıyor ve  siluet halinde duruyor duvarlarda. Dört adımda biten sıkıştırılmış modern yaşamımızın bir göstergesi çıplak el izlerimizin kapı kollarında büyümesi… Kurtarılmış bölgesiydi, şehrin  tüm serserilerden kaçtığımız. Ucuza kapattık hayatımızı odanın dört duvarına. Çok ucuza… Hayalet bir şehir şimdi bu oda yüzü güneş görmeyen camlarında gözlerimizin kaldığı… Continue reading

Halkın Seçimi

Eşekler eşit ve hür doğarlar. Sı­payken büyüye büyüye eşek olur, eşit olmayarak ve köle olarak ölürler. İçtimaî farklar yalnız saman ve ahır meselelerin­de tesis edilebilir. Yani bütün eşekler gö­rünüşte eşit, aslında çeşit çeşittirler.*


12 Haziran genel seçimlerinden sonra bilim adamlarına ve aydınlara vazifeler, buyurunuz efendim.

1-Tüm yurtta sosyolojik ve psikolojik araştırmalar yapılmak üzere birkaç üniversitede birden kürsüler kurulmalıdır.

2-Yurdun profesörleri ellerindeki çeviri, araştırma, kopyala yapıştır tez çalışmaları vb. işleri derhal bir kenara atıp tez elden memleket insanı üzerine tezlere girişmelidirler. Continue reading

Sedef Apartmanı

Evde çalışan hiçbir şey yok neredeyse; televizyon bozuk,  çamaşır makinesinin sadece yıkaması çalışıyor sıkmaya gelince ben elde sıkıyorum. Boş evin çalışmayan aletlerine de sıkılıyorum. Radyonun sadece cızırtı var hiçbir frekansa kendini ait hissetmiyor. Sadece cızırdıyor.

Çamaşırları yıkadım elde sıkarken ve radyonun cızırtısı tüm evi kaplarken, her tarafım makineden çıkan ıslak çamaşırları sıkmaktan ıslanmışken kapı acı bir biçimde çaldı. Hemen bıraktım elimdekileri fakat her yer sırılsıklam, sırılsıklam açtım kapıyı. A o da ne apartman yöneticisi emekli öğretmen ziya bey. Continue reading

Çocuk, Deniz ve Leblebinin Öyküsü

Adam yorgun ellerini birbirine kavuşturdu. Sanki iki yakın akrabanın yıllar sonra buluşması gibiydi elleri. Uzun parmakları birbirinin içine girerken ağarmaya başlamış sakalı tel tel rüzgârda uçuyordu. Ne zaman vaktinde gelir ki zaten şu otobüsler diye geçirdi içinden içi sızlayarak. Kendisinden başka kimse yoktu durağa geldiğinde git gide çoğalmaya başladı insanlar. Continue reading

Zararsız Oyuncular Topluluğu (ZOT)

Cemaatlerin ilköğretimden başlayarak kendilerine mümin yetiştirdiği bir ülkede yaşadığımız apaçık ortada. F tipi dershanelerde cemaatlerin avuçladığı gençler azımsanmayacak boyutlara ulaşıyor. Ayrıca türbanın mazlumlaştırılarak halka sempatik gösterilmeye çalışıldığı da artık önemli bir gerçek. Üniversitelerde türbanın sadece ‘başını örtmek’ ten ibaret olmadığı ve bu yaklaşımların salt inanç meselesi olmadığı bilinse de bu, ‘örtü’ lü bırakılan çözümsüz bir hadise. Bir siyasi yaşam biçiminin göstergesi olan ve tüm toplumu bu siyasal ve toplumsal yaşayış biçimine angaje etmeye çalışan iktidarla ve cemaatlerle karşı karşıyayız. Bunun adı yobazlıktır, bunun adı gericiliktir. Başka tanım aramaya ya da kılıflar uydurmaya hiç gerek yok. Continue reading

Sessizce

Gördün mü bak büyüdü çocuklar, savurdular sessizliğe kocaman haykırışlar… Sonra huzuru tattılar, upuzun yatarken sen orda,  gülümsediler sessizce…

Yılların akıntısına kapılıp, hep boğuşup çırpınıyor ve daha çok yıkanıyoruz yaşam suyunun içinde. Dönüp şimdi yıllar öncesine teninin kokusunu aramak, geçmişte kalan bir akıntıyı bulup çıkarmak, tazelemek gibi bir boğuşma bilmelisin.

Şimdi daha kişiliksizleşti dünya… Akıntı alıp götürse de, esirgemek için kendimizi çiçeklerden siperler yapıyoruz gece gündüz. Sırılsıklam kaldıkça her seferinde öğreniyoruz daha çok boğuşmasını.

Gördün mü bak büyüdü çocuklar, savurdular sessizliğe kocaman haykırışlar… Sonra huzuru tattılar, upuzun yatarken sen orda,  gülümsediler sessizce…

Küçük Kara Balık Denize Ulaşacak

İnsan hayatı ilerledikçe geçmiş yıllarda durduğu, yaşadığı eşiklere yeniden bakma isteği duyuyor hiç kuşkusuz… Kafamızın içindekiler, sevinçlerimiz ve hüzünlerimiz. Yanlışıyla doğrusuyla yaşadıklarımız… Sizlere anılarımı anlatmayacağım elbet, zaten o yaşta da değilim…

İnsan bu yaşanmışlıklar dehlizinde tutkularını sınamasını öğrenmelidir. Gerek oyuncu gerek izleyici olarak tutkusuz hiç kimse yaşamamalı, yaşayamaz da. Fakat o tutkular yaşamlarımızın iplerini ellerine almaya başladığında savrulup gideriz.

Tutkularının ve düşlerinin peşinden giden tanıdığım en önemli düş kovalayıcısı o. Bıkmadan her şeye rağmen yolundan şaşmayan tutkularının esiri olmadan, insana gönlünde biriktirdiği her şeyi her duyguyu paylaşmaya hazır olan, bunun için hep çaba sarf eden birisi o: Servet Yalçın. Continue reading

Oyuncu mu İcracı mı?

Zaman zaman farklı  ağızlardan oyunculara söylenen, hafif tertip alaylı şu sözleri duyarız: “Fazla okumayın kuramcı mı olacaksınız?”. Alaydan öte bir aşağılama duygusu da uyandırır bu bende. Tiyatro sanatının içinde olanlar oyunculara okumamalarını salık veriyor, yararlı bir öğüt verdiğini düşünüyordur bunu söyleyen kim bilir; oyuncuya sizler düşünemezsiniz, sizlerin kafası almaz demek istiyorlar herhalde. Bu öğüdü hak eden ya da hakkını veren oyuncular da yok değildir elbet, fakat sanatla uğraşan her bireyin daha fazlasını istemek zorunda olduğunu düşünüyorum, bunu hem kişisel gelişimi için hem de bir sanatçı ya da sanatçı adayı olduğu için yapmalı. Continue reading

Sanatı Pazar Nesnesi Olmaktan Çıkarmalıyız

Kültürel varlıkların, kitle iletişim araçlarının da yardımı ve kar dürtüsüyle üretilen mallara dönüşmesi, üretilen malın bir kültür metasına dönüşmesi de yine kar duygusunun ürettiği bir gerçek. Emek sineması’nın yükseltilme ve altına içinde ne satılırsa satılsın bir alışveriş merkezine dönüştürülmek istenmesi buna bir örnek teşkil ediyor. Continue reading