Bir insan yaşamının bir
bölümünde yanlış yaparken diğer
bir bölümünde doğru davranamaz.
Yaşam bir bütündür.
Gandhi
Şöyle demiştin, “ömrümüz yırtılır bazen, biliyor musun?” Durup ne diyeceğimi şaşırmış, kendimi bir dehlize fırlatılıp atılmış gibi hissetmiştim. Bunu sana hiçbir zaman söylemedim. Öylesine laf olsun diye, sadece cevap verme gereğinden olsa gerek ben de sana “Hayat böyle işte; dün ile bugün arasında sıkışmaktan ibaret. Yarın ise boşluk, hepsi bu.” demiştim.
Bir cümlenin peşimi yıllarca bırakmayacağını nereden bilebilirdim ki… Kalbime ok gibi giren, her an yanı başımda benimle devinen, büyüyen, solan, konuşan, dokunan ve hayata dair kurgularımı, düşüncelerimi belirleyen, bilincimin yığma taşlarını yerinden oynatacağını nasıl bilebilirdim: ‘Ömrümüz yırtılır bazen.’
Oysa biz seninle ‘yenilmemek’ üzerine bir hayat kurgulamıştık, barikatlarımızı hiçbir kolluk gücünün yıkamadığı, insanın insanı sömürmediği bir dünya özlemimizi tehlikeye sokacak her türlü vıcıklaşmış ilişkiden uzak durduk. Sloganlarımızı haykırırken, omuz omuza dövüşürken, yıkmaya çalışırken zulmün kalelerini hep güvende hissettik kendimizi. Çünkü mücadele etmek özgürlüğün kendisiydi ikimiz için. Eylediğimizde, parçalayıp attığımızda bizi çevreleyen duvarları, yüceliyor ve büyüyorduk.
Bir gün dikilip karşıma “ömrümüz yırtılır bazen” diyeceğini bilemedim. Hani biz şirketlere girip, kravatlı-takım elbiseli yöneticiler olmayacaktık! İş çıkışı marketlerden dondurulmuş “besinimizi” alıp kendimizi o huzura ve müthiş güvenliğe kapattığımız aşk yuvamıza gitmeyecektik(!). Hani bakıp da akranlarımıza güldüğümüz, alay ettiğimiz kişiler vardı; işte onlar bizim kuşağımız, biraz savrulmuşlar, biraz kendilerini birer uşağa dönüştürmüşler. Onların da ömrü yırtıldı mı? Saçmalığın bataklığında solungaçlarından hava alan, sadece dört saniyelik hafızalara sahip olan yönetici kadrolarını konuşurduk. Eğer onlar bir zamanlar emekçiden yana olmasalardı sömürü sistemini bu denli bilirler mi derdik seninle. Bir dostumuzun bunu itiraf ettiğini bugün gibi hatırlıyorum; o an göz göze gelip, ne çok şey söylemiştik birbirimize. Sözüm ona kapitalizmi solcuyken öğrenmiş, halt etmiş…
Biz göz göze kalmaya devam ettik yıllarca.
Çevremizde bir bir serbest pazar malına dönen arkadaşlarımıza kuşkuyla bakıveriyorduk ya, aslında ne kadar da haklıydık. Şimdilerde yollarına çıkmayalım, geçmişleriyle yüzleşmesinler diye nasıl da fareler gibi kaçışıyorlar dondurulmuş besinleriyle deliklerine. Çomak sokmayız deliklerinize, kaygı duymayın lütfen bayanlar baylar… Biz kendi gözlerimizde bulduk mücadele kudretimizi, bir de dünyayı değiştirecek, bir gün masaya yumruğunu vuracak olanlarda. Hiçbir şey olmayı tercih edenlerimiz ne kadar da çok, hem de çok. Bazıları doğa yürüyüşleri icat etti kendilerine; sanki yapılmayan bir şeymiş gibi, bazıları ise kulüp çocuğu oldu sessiz sedasız. Bir anda en sevdikleri yemek sushi olunca şaşıverdik. Borsa simsarı olanları saymaya gerek yok sanırım.
Kazananların ve direnenlerin destanı olur! Fakat destan yazmak için de yola çıkmaz kimse, biz de öyle yapmadık. Hayat karşısında yenilenleri ve boyun eğenleri mutlaka yazacak birileri, hiçbiri destan olmayacak kalemlerden dökülen, yan yana dizilen sözcükler. Hep konuştuk bunları, geceler boyu… Oysa kuşak olamayanların öyküsü bile kırık dökük ve sarsıntılarla dolu. Herhangi bir direniş hattı örülemeyen bir dönemden kuşak çıkar mı hiç?
Ömrün yırtılır bazen öyle değil mi sevgilim. Ömrün yırtılır bazen… Ne söylediğin bu tümceden, ne de tercihlerinden bir destan çıkmaz.
Yarınının “boşluk” olduğunu bilmişim ama anlamamışım ne yazık ki…
İşte bak ziller çalıyor, dünyanın değişebileceğine inananlar omuz omuza salıyorlar kendilerini sokağın düşlerine. Gittin… Bir zamanlar sen de aramızdaydın, bilirsin işte nasıl olduğunu. Dondurulmuş besinlerin ve gömleklerini de arada derede ütüleyeceğin bir kocan olacağı için mutlu sayabilirsin kendini. Aldanarak.
Nevzat Süs
1 Yorum
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın


“Oysa kuşak olamayanların öyküsü bile kırık dökük ve sarsıntılarla dolu…”
Diline sağlık demek kimi ahmak olunca, kimi zaman zorda kalınca deniliyor olsa gerek. Öyle değilse bile artık öyle.
Diline sağlık…