SUUDİ ARABİSTAN’LI SAMİM

SAMİMİ SAMİM’İN AKIL ALMAZ MACERALARI 2

Malum memlekette iş-güç yok, ekmek artık aslanın ağzında değil, midesinde. İş ararken sefil ve perişan halde, uzun yıllar görmediğim Cemil isminde bir arkadaşıma rastladım. Hoş beş derken benim işsiz olduğumu anlayınca “sen de benim gibi yap, Suudi Arabistan’a gel” dedi. Olur mu olmaz mı derken. “Tamam” dedi Cemil “ben yarın Arabistan’a gidiyorum bir kefil bulup seni arayacağım”

Neyse efendim Bizim Cemil iki-üç hafta sonra beni aradı, telefonda, “Oğlum yaşadın çuvalla para kazanacaksın” dedi. Eh bizde çuvalı ancak başımızda gördüğümüz için haliyle heyecanlandım sevgili cimcimelerim. Efendim bana bulduğu iş bahçıvanlıkmış, ben ne anlarım bahçıvanlıktan felan derken, isteğim geldi, pasaportumu vesaireyi halledip, düştüm Suudi Arabistan yollarına. Ya da çöllerine…

Varır varmaz Cemil’i buldum, “Bak cimcimecik” dedi, “seni Kral Faht’ın sarayına yerleştiriyorum. Yani oranın baş bahçıvanı olacaksın” Allaaah yaşadım ben yahu, diye düşünürken, başıma neler geldi neler sevgili cimcimelerim. Elimde bavulumla sarayı bulmak zor olmadı. Kapısının önünde muhafızlar, güvenlik elemanları, efendim askerler, polisler, kontrgerilla, jitem ve bilumum korumalar beni karşıladı. Bir tanesi “Ahlen sahlen ya saydi” yok saydi değil bahçıvanım ben, Kral Faht ile görüşecektim beni bekliyordur herhal demeye çalıştım ama anlatamadım derdimi. Hep bir şeyler söylüyorlardı fakat ben anlamıyordum, “eyş beddak”, “Hellak me havn”, “Mın eyn ınt” Ben de bildiklerimi onlara sıraladım; kulvallahu ahat allahu samet, velemulet velemiye kuffuan ahat. Tabi hepsi koca ağızlarıyla kahkahalar attılar ve beni içeri aldılar.

Neyse ben işe başladım bir ay geçti, iş bilmez halimle bahçeyi bir güzel ektim-biçtim, belledim, güller tomurcuk verdi, Ağaçlar bir sigara boyu daha büyüdüler. Arapça’yı da pata küte çözdüm. Amp hıbbak, ana mecnun, eşbdek takur tukur, ela bın hak-tuu… Buna benzer şeyler işte. Her namaz vakti tüm saray çalışanları hep beraber namaz kılmaya başladık. Ben zaten namaz kılmayı bilmem, onlar eğilip kalktıkça ben de aynısını yapıyordum. Sadece sabah ve yatsı namazından yırtıyordum, çünkü o vakitler göz önünde değildim.

Bir gün de sarayı, etrafı dolaşayım, çevremdeki güzelliklerin farkına varayım, hep ağaçları değil biraz da ormanı göreyim dedim, Allah sizi inandırsın sevgili cimcimelerim, her yer som altından. Kral Faht kapının kolunu bile altından yaptırmış. Zevk düşkünü adam olsa gerek, kapıları, çerçeveleri, fayansları saymıyorum. Arap yoğurdu bol bulunca çeşitli yerlerine sürermiş. Bir de Kralın ve karılarının çatal-bıçak-kaşıkları da som altından, ama pek kullanmıyorlarmış, çünkü Ya Allah diyerek elleriyle yemek işini görüyorlarmış. Yahu bu Araplar acayip adamlar vesselâm…

Asıl büyük olayı daha anlatmadım canım ciğerim cimcimelerim; bir gün bahçede çiçeklerle böceklerle uğraşıyordum, yanıma bir kadın yaklaştı, kadın demek yeterli midir bu afet-i devran için bilmiyorum. Kaşlar kalem, gözler ceylan, dudaklar bal… İnsanın içi titreyerek eriyor, yavaş yavaş, bitiyorsunuz göz göze gelince. Bakıştık bir müddet, ardından peçesini ağzına tutarak sırnaştı azıcık. Ben ne yapacağımı şaşırdım, elimin altındaki kırmızı gülü makasımla özenle keserek ona verdim. Hemen aldı tabi, o da bana tav olmuştu. Utanıp uzaklaştı yanımdan. Ben afetin arkasından bakarken, işte yuvamın kadını diye düşlüyordum ki, şoförlerden biri canhıraş koşarak yanıma geldi, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. “İbni felaht bin Faht… Ya seydi ya mekruf…” ben de Allah’ın Arab’ını anlamadığım için durmadan “eş… eş…” diyordum. Şoför tekrar telaşlı “fut ya iman-ı hakanir fak, imbik-tir nafil fuk…” Manyak mısın be kardeşim, ne fakı ne fuku diye dalga geçerken daha anlaşılır bir dil tutturmaya başladı. Allah tarafından ona sanki Türkçe konuş ya saydi dendi; “Var sen Faht avradına gul vermaaa, Faht avradı kırk sekizinci avrat, yaaa manyak…” Hasıçtır anladım ne demek istediğini, biraz önce gül verdiğim afet-i devran Kral Faht’ın karısıymış. Şimdi nalları diktim işte. Ne yapacağım ne edeceğim diye düşünürken, kadın yine yanımda peyda olmaz mı? Çat pat Arapça’mla “ruh..ruh.. ya baci” dedimse de anlatamadım kadına. Kadın gülüşüyor beni çığrımdan çıkarmaya çalışıyor. Başka daha neler yaptığını burada size anlatmayayım sevgili cimcimelerim. Zira sizler hayal gücünüzün elverdiği ölçüde durumu genişletebilirsiniz.

Gak dedim olmadı, guk dedim olmadı, püsküllü bela mübarek, kadın ivedi biçimde benimle yatağa girmeye çalışıyor. Hem bu işler öyle hop diye olur mu canım, hoplatırlar sonra adamı. Ardından Soyunuyor-dökünüyor, uzanıp “yallah yallah” diyor. Ben de “le… le…” diyorum ama dinleyen kim? Elleme, oynama, dur yapma dedimse de dinletemedim. Ateşle barut yan yana gelir mi? Kadın azmış sevgili cimcimelerim; Eee tabi Kralın kırk sekizinci karısı olursa böyle olur. Normal şartlarda ona sıra gelene kadar kırk sekiz gün geçmesi gerekiyor. Sonra ona da Allah tarafından Türkçe konuş dendi (burası Arabistan ya, vahi çok olur burada siz mantık yürütmeyin) “var san bana yatakta pış pış, yoksa soylerim sani Fahta, o da sani kış kış.” Aman yapma bacım, etme bacım, ben daha gencim, Faht beni kış kış etse iyi; önce beni iyi bir pış pışlar ardından emin olun cimcimelerim, beni Şam’ın en büyük meydanında astırmakla kalmaz, aynı zamanda istikbalimi ibret-i âlem olsun diye sokak sokak gezdirir. Neyse düşünmesi bile insanı bitiriyor.

Kadın her gün kaldığım kulübeye gelip, benimle beraber olmak istemeye başladı. Tehdit ediyor azgın karı, “Faht sani bugün pış pışlayacak ya saydi” diye. Hemen bir iğne deliğinden geçerek, saraydan kaçıp Cemil’i buldum, “ağzıma tükürdün Cemil, seni de, Arabistan’ını da, beni buraya getiren arabanın tekerini de… Hemen kediye bir fare uydur beni memlekete gönder!” diyerek Suudi Arabistan’dan kaçtım. Ohhhh…

Şimdi memleketteyim, hala işsiz, aylak aylak sokaklarda dolaşmaktayım. Düşünüyorum da, yoksa Kral Faht’ın karısını da kaçırıp memlekete mi getirseydim? Amma ve de lakin böle karıı gormadim ya saydi…

Amaaan, ne Şam’ın şekeri ne Arab’ın yoğurdu…

2006

Daha önce Sanat Cephesi’nde yayınlanmıştır

Nevzat süs

1 Yorum

  1. çok hoş bir yazı.. mizahi yönü çok güzel işlenmiş.. elinize aklınıza sağlık..


Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın