ŞÖÖN… ŞÖÖN…

SAMİMİ  SAMİM’İN AKIL  ALMAZ  MACERALARI 1

Efendim, biliyorsunuz uzunca bir zamandır Avrupa birliğine girmek gibi bir çaba içerisinde iktidar partisi ya da onlara iktidara ittiren para babaları. Müzakereler yasalar-tasalar derken bin tane takla atıyorlar. Eskiden dönek derlerdi dönenlere, oysa şimdi pekâlâ birçoğuna akrobat diyebiliriz. Dönmek yetmiyor, dönerken, aynı zamanda takla atıp, Avrupalılara bir de şirin görünmek gerekiyor. Avrupalı deyip geçmeyin, onlar sokaklarına tükürmüyorlar, çöplerini kapı önlerine koymuyorlar. Olacak efendim olacak, biz de Avrupa birliğine girdiğimizde, birlik halinde bizler de sokaklara tükürmeyeceğiz. Şıp diye kesilecek Hanzoluklarımız. Yeter ki girelim, yeter ki bütünleşelim Avrupalılarla, nasıl olsa onlar bizim ağzımıza tükürürler. Şimdi neden açtım bu konuyu, uykunuzdan uyandırdım sizi sevgili cimcimelerim. Anlatıyorum işte çatlamayın.

Sene 1970 genç bir delikanlıyım o vakitler, samimi söylüyorum omuz, bel ohhoooo, bakmayın benim şimdi pörsümüş halime, bir zamanlar ben de genç ve de çakı gibi delikanlıydım. Askerden yeni gelmişim, iş güç ne gezer, dost, ahbap, çavuşun tavsiyeleriyle işçi bulma kurumuna gittim. O vakitler hepinizin bildiği gibi Almanya bizim gibi az gelişmiş, gelişememiş, gelişmekte olan, gelişmeye ve her duruma müsait ülkelerden işçi alıyor. İşçi dedimse de vasıfsız işçi, yani; ya suya, ya oduna… Neyse efendim, kuruma başvuruyu yaptım. İş isteyenin bir yüzü, vermeyenin taa… Selametle…

Aradan iki ay ya geçti ya geçmedi, kurumdan çağırdılar beni, Gittim baktım ki benim gibi onlarca vasıfsız Türk sıraya girmiş bekliyor. Bende Askerden yeni gelmişim zaten, hemen uyuverdim sıraya. Dirsek teması, kol hizası derken,  biri çıktı karşımıza ve “Aha bu adam Alamanya’dan gelen tohtor sizi mayene edecek” dedi. Ardından doktor vazifesini ifaya başladı. Sırayla benim gibi vasıfsız işçileri muayene ediyor. Muayene dediğim, Perşembe pazarlarını bilir misiniz? Orada at, eşek, öküz, damızlık satarlar. Bu hayvanları alacaklar da, hayvanların kaslarına, dişlerine bakarlar, ellerler, hah işte onun gibi muayene ediyor bizleri… Efendim eviriyor-çeviriyor, kafatasımızın ölçüsünü alıyor, elliyor-yokluyor, insan bir tuhaf oluyor ama doktor işte bir bildiği vardır, üstelik Avrupalıdır diye ses edemiyoruz. Neyse efendim lafı fazla uzatmayalım sıra bana geldi. Doktor “indir” dedi. Eh bir bildiği vardır hem doktor hem Alman hem de Avrupalı diyerek,  tahmin ettiğiniz gibi indirip, ellettik malum yerimizi. Sonra doktor, “hımm, ya şöön şöön… zea şöön…” dedi. Ben adamın ne dediğini anlamamışım, o bana şön derken ben dön anlayıp dönmüşüm. Adam yine “şöön şöön…” diyiverince, ben patladım tabi, “ya kardeşim bir dön diyosun, ardından bi daha dön diyosun” anlamadım gitti. Beni hemen sakinleştirdiler, doktor meğer “güzel güzel” diyormuş. Eh güzeldir tabi, Allah nazardan saklasın… Ardından dişlerime baktılar, elime bir elma tutuşturup, ısıttırdılar, yine aynı terane “şöön, şöön…” Kafama metal bir nesne ile vurdular, bana bir şey olmayınca, yine “şöön, şöön…” derken, doktor yanağıma bir tokat atmaz mı, benim de tepem atmaz mı? Atar da, çevredekiler sakinleştirdi hemen, “oğlum Alamanya’ya gideceksin eşek olma da sus.” Doğru… “Eşek olmamak lazım…” Beni iki ters bir düz edip, burup-büküp, okşayıp, tartıp, mıncıklayıp bir güzel muayene ettiler. Eeee, Avrupalı değiliz ama eşek de değiliz ya, biliriz muayene olmasını. İyi olacak hastanın ayağına doktor dolanırmış.

Neyse efendim lafı fazla dallandırıp budaklandırmayalım, beni Almanya’ya işçi olarak aldılar. Ben yaklaşık olarak otuz yıl onların domuzlarına baktım. Ellerimle besledim büyüttüm. Berlin’in Türk mahallelerinde yaşadım, yine memleketimde olduğu gibi pide ile beslendim tek farkla bu sefer pastırma da yiyebildim…  Sonunda memlekete geri döndüm. Kazandığım parayı da, kayınçoya, damada ve bilumum akrabalara pastırma niyetine yedirdim. Otuz yılda biriktirdiğimi, üç yılda bitirdiler sağ olsunlar. Avrupa Birliği müzakere süreci deyince bunlar geliyor aklıma. Otuz yıl önce sürü haline bizleri muayene edişleri… Bugün de aynısını yapmıyorlar mı? Türkiye olmuş Perşembe pazarı, elliyorlar, yokluyorlar, indirtip bakıyorlar, bazen kızıyorlar, bazen AB’ye girmeye çalışanlara şeker veriyorlar… Evet, sevgili cimcimelerim, samimi söylüyorum bizde de bu odun kafa olduktan sonra, çok domuz pisliği temizleyip, ardımızı elletip, muayene ettiririz kendimizi…“Ya şöön, zea gut, zea gut… ”


2006

Daha önce Sanat Cephesi’nde yayınlanmıştır.

Nevzat Süs

1 Yorum

  1. pastırma gibi ezildiler o işçileri almanyalarda..
    bu konuyu fazla okumuyorz artık, ne güzel siz ele almışsınız. teşekkürler..


Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın