CEBİME KUM DOLUYOR

Sıra sıra dizilmiş kalabalık. Yüzleri buruşuk, tıpkı karalanmış tablo gibi. Önde, arkada ve birçok yerde.

“Yat sedyeye” dedi doktor.

“yatamam” dedi.

“tedavi edeceğim uzan” dedi tekrar doktor.

“uzanamam, bir daha kalkamam” dedi.

Tekerlekli sandalyeden doğruldu, ayağa kalktı, uzandı sedyeye büyük bir saygıyla.

Kalkamadı.

Telefonlar çalıyor çığlık çığlığa, bağırıyor bağırıyor bağırıyor…

Sıra sıra dizilmiş kalabalık yüzleri anadan doğma karalanmış bir tablo gibi.

Beyaz bembeyaz, yüzü-elbisesi beyaz. Tutuyorum yükseltiyorum cahilce, anadan doğma yüzler bedenimi deliyor. Bakamıyorum.

Saat 18.00 kapıdayım. Emek ve ter kokan çantasından aşırdığım şekerlemeler… Ve daha yüzlerce fotoğraf otuz yıl öncesinden eskimiş. Kapıdayım. Eşiğe adım atsam yırtılacağım biliyorum.

Eşilmiş eşik ve bembeyaz ve cahilce kollarım ve anada doğma ve karalanmış tablo gibi yüzler. Eşilmiş eşikteyim, içindeyim, cebime kum doluyor.

Sıra sıra dizilmiş doluyorlar cebime.

Cebimde kumlar toprak oluyor, büyüyor yeşermiyor…

Nevzat Süs

1 Yorum

  1. Sadece anlatılardan oluşan bir blog açmanı tekrardan rica ediyorum…

    Eline sağlık…


Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI

Yorum yapın