
Reyhan uzattı başını pencere kenarından bakındı çevresine. Odada büyük bir sessizlik hâkimdi. Evde kendisinden başka kimse yok muydu yoksa herkes uyuyor muydu? Bunu anlamadı en başta. Dikkatlice dinledi sessizliği, sonunda kanaat getirdi yalnız olduğuna. Oysa ne mutlu günleri olmuştu cıvıl cıvıl insanlar arasında. Şimdi yalnız olmanın burukluğunu yaşıyordu, haftalar sonra havalar serinleyince yavaş yavaş boynunu bükecek, en sonunda sonsuz bir uykuya dalıp bir daha kokusunu yaymayacaktı ev arkadaşlarına. Bunu düşünmek bile büyük bir acı veriyordu Reyhan’a. İnsanlar acılarıyla olgunlaştıklarını söyleyerek böbürlenirler çokça diye düşündü. Oysa ben acılarımla tükenirim gün geçtikçe diye sesli düşündü. Birden elini ağzına kapatıp, kalakaldı. Ya evde birisi varsa ve sesini duyarsa. İnsanlar Reyhanların konuştuğunu düşünmezlerdi hiç. Sanki hep düşünürlerdi reyhanlar. Oysa düşünmesini de konuşmasını da çok iyi bilirlerdi.
Sustu Reyhan. Durdu kalakaldı. Kim bilir kaç gündür sulamamışlardı onu. Sonra bu eve ilk gelişini anımsadı nedense, gözleri parladı. Çiçekçi tezgâha kardeşleriyle birlikte sıra sıra dizmişti kendisini de. Bir mal gibi… Neden sonra uzaktan sallana sallana bir adamın kendilerine doğru yaklaştığını fark etti Reyhan. İşte kurtulacağım diye düşünmüştü o an, adam beni alacak ve mutlu bir pencere kenarım olacak. Ama adam sadece Reyhan’ın ve kardeşlerinin önünden geçip gitti. Sonra birden durdu, geri döndü tezgâha. İşte o an Reyhan’la göz göze geldiler. Büyük bir sevgiyle birbirlerine baktılar. Bir an tereddüt etti adam, hiç kimseye saksıda bir çiçek almamıştı bu güne kadar. Çiçek dediğin buket olur, ne öyle saksıda çiçek. Reyhan adamın bu düşüncelerinin hepsini anlıyordu, yüzü düştü, oysa ne güzel de bakışmışlardı.
Adam sanki bütün bunları hiç düşünmemiş gibi bir an elini uzatıp Reyhan’ın yumuşacık saçlarını okşadı. Reyhan’ın içine bir damla su düştü, belki de bir damla gözyaşıdır bu, o an ayırt edemedi bunu. Ama mutluydu, bugüne kadar hiç kimse ona bu denli büyük bir sevgiyle dokunmamıştı. Öyle ya sevmek dokunmaktır diye düşündüğünü hatırlıyor şimdi durduğu pencere kenarında.
Adam çiçekçiden satın aldı kendisini. Siyah poşetin içinde kapkaranlık bir dehlizde hisseti kendini Reyhan. Nereye gidiyordu bilmiyordu, zaten Reyhan’ların yön duygusu yoktur. En nihayet gelmişti artık, ömrünün sonuna dek işte bu evde kalacaktı. Herkes çok sevmişti onu. Sulamışlardı, saçlarını okşamışlardı, kokusunu olanca içtenlikle ciğerlerine çekmişlerdi. Durup bakmışlardı, bir akvaryumda balıkların yüzüşünü seyreder gibi seyretmişlerdi kendisini. Mutluydu.
Şimdi bu ev, bu kanepe, bu bozuk televizyon, kitaplar kendisi gibi yapayalnız… Ben gideceğim sonsuza, kitaplar kalacak yalnızlıklarıyla baş başa diye geçirdi içinden Reyhan. Hayat bir Reyhan için çok kısa, bıraktığı iz çok uzun olmalı. Yoksa Reyhan’ın düşündüğü sonsuzluk mudur o iz?
İnsanlar yalnızlığa alışır. Biz alışamayız. Reyhan’lar, yalnızlığa alışamazlar arkadaş! Diye haykırmak istedi. Gözlerini son bir umutla dolaştırdı odada, kimsecikler yoktu. Başını eğdi, ağır ağır yumdu gözlerini, belli belirsiz döküldü kelimeler ağzından pencerenin önüne sevmek dokunmak değil midir yoksa…
Nevzat Süs
Henüz Yorum Yok
Henüz yorum yapılmamış.
Yorumlar RSS Geri İzleme Tanımlayıcısı URI
Yorum yapın
