Kapitalizmin Kirli Yüzü

30 Nisan ’08 Tarihinde Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberden sonra sanırım bu yazıyı yazmak şart oldu. Haberin başlığı: Küba şampiyonu bir Türk’e ’kaçtı’ kısaca değinmek gerekirse alt spot yazısı ise şöyle:
Eski boksörümüz Ahmet Öner, Küba’nın dünya şampiyonu boksörü Erislandy Lara’yı, müthiş bir operasyonla Meksika’ya kaçırttı.
Efendim mesele şöyle ki, Küba’lı boksör ülkesinde para kazanamıyormuş ve bu yüzden onu kaçırıp, ihya edeceklermiş. Gazetenin çokbilmiş muhabiri Celal Demirbilek sanki yılın haberini yakalamış gibi utanmadan bir de manşetten girmişler. Haberi okuyunca aklımıza hemen birkaç hafta önce hadinin yazdığı “Fidel’e destan cehalet bostan” yazısı geliyor. Hadi, ballandıra ballandıra kendisine yakışır bir biçimde Küba’nın nasıl sefil bir hayat yaşadığını yazıyordu. Utanmaz gazete, hadi üzerinden Küba Büyükelçiliği ve Jose Marti Küba dostluk derneğinin yüzlerine karşı açıklamalarını yağmur sanmış olmalılar ki, hemen böyle bir haberi yayına sokmuşlar.
Gazetenin ifadesiyle “profesyonel boksun dünyaca ünlü menajeri” Ahmet Öner Kübalı boksörü, kendisine bağlı diğer zavallı sporcular gibi Arena Box Promotions şirketinde dövüştürecekmiş. Tıpkı horoz dövüştürür gibi… Meksika mafyasıyla 10 bin dolara anlaşılıp, kaçırma olayına ortak olmuşlar ve marifet gerçekleştirmişler. Arada Meksika polisine de rüşvet vererek övünç duyacakları başka bir olaya daha imza atmışlar.
Gerek boksta gerekse diğer branşlarda Kübalı sporcuların gün geçtikçe başarılarının artması bu işleri ticari bir faaliyet haline dönüştürenlerin iştahını kabartmış olmalı. Hepimiz biliyoruz ki kapitalizm sadece emek hırsızlığı alanında değil, yetenek ve beyin göçü alanında da barbarlığını göstermektedir. Yine biliyoruz futbolcular nasıl alınıp satılıyor ve onlara bütün bir hayatı rezilliğe çevrilecek sözleşmeler imzalatılıyor; bunların hepsi kapitalizmin birer gerçeği. Bütün bu çirkefin ortasında yasal yollardan ticari fayda sağlayanların dışında bir de mafya ilişkileri belirliyor birçoğunu. Tehditler, kurşunlamalar, satın alınan müsabakalar, ortaya serilen kadınlar… Bunların hepsini basından okuyoruz zaman zaman.
Küba halkı kapitalist ekonomiden kendini koruyabilen nadir ülkelerden biridir. Yanı başında büyük canavar ABD’nin tüm karşı devrim çabasına rağmen ayakta kalabilen ve halkıyla-yönetim mekanizmasıyla mutlu yaşayan, emperyalist ayak oyunlarına bulaşmadan kendi varlığını kendi sağlayan sosyalist bir ülkedir… Küba’da sevgi satılmaz. Küba’da sporcu da satılmaz. Sporu ancak halkın kültürel duyarlılıklarının gelişmesi ve bireyin kendini özgürce var etmesi adına yapılır. Bunun en açık kanıtı dünyanın dört bir yanına gönderdikleri doktorlardan başka spor eğitmenlerindedir.
Prensa Latina’nın 16 Mart’taki “Kübalı spor adamları 106 ülkede” haberine göre,
“15 bini aşkın Kübalı spor teknisyeni 106 farklı ülkede spor, kültür fizik ve rekreasyon alanlarında topluma hizmet veriyor.

Küba Spor Eğitimi Enstitüsü (INDER) müdürü Arnaldo Rivero, dün basına yaptığı açıklamada bu ülkelere sağlanan katkılarla ilgili ayrıntılara yer verdi.

Yerel Juventud Rebelde gazetesinin haberine göre Rivero, Kübalı uzmanların çalışmalarıyla birçok ülkenin dünya çapındaki yarışmalarda daha iyi sonuçlara ulaştığını vurguladı.

Rivero ayrıca, Venezuela’nın çeşitli eyaletlerinde geliştirilen “Barrio Adento” programının, spor alanındaki başlıca enternasyonalist örnek olduğunu söyledi.

Küba’da eğitimin evrenselleştirilmesi yönündeki ilerlemelere paralel olarak, bu tür işbirliği projeleri gelişmeye devam edecek. Küba’da halen üniversitelerin beden eğitimi bölümlerine 60 bin öğrenci devam ediyor ve ülkenin 169 belediyesinde üniversite spor merkezleri bulunuyor.”

Anlaşılıyor ki Kübalı boksörün başarısı öyle tesadüfî değil, planlı bir işleyişin ürünü. Bir mal gibi değiş tokuş edilen, satılan, kiralanan insanlar, ancak içinde yaşadığımız kapitalist ekonominin sonucudur. Ticaretin ahlak tanıdığını kim söylüyor… Sporcuyu para basan bir makineye çeviren düşünce Küba’da gelişmez. İnsanın değeri toplumsal yaşamındaki özgürlükleriyle belirlenir Küba’da. Hırsız Ahmet Öner, tıpkı diğer serbest piyasa ekonomisiyle yaşayan ülkedekiler gibi davranarak kendini göstermiştir. Bizde de böyle yürüyor işler, mafya-siyaset-spor iç içe geçmiş kurumsallaşmış. Buradan insan onuruna yakışan herhangi bir unsur bulamazsınız.
Sanatın-sporun özgür, kendi iradesiyle üreten, ülkesinin değerlerini yeniden yaratan ve bunları evrensel boyuta taşıyanlar ancak varlıklarının anlamını hissedeceklerdir. Her şeyin metaya dönüştüğü bir ortamda sahtekârlıkların, hırsızlıkların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Küba devrimi öncesi ABD bu adayı kumarhane ve tatil cennetine çevirmişti, orada yaşayan yoksul halkı da bütün bu çirkefe hizmet eden uşaklar haline… Fidel, Che ve arkadaşları bu onursuzluğa ortak olmayarak sözlerini eylemlerini gerçekleştirmişler ve mutlu sona ulaşmışlardı. ABD’nin devrimden sonra terörist saldırıları bitmek bilmediği gibi ambargolarla da köşeye sıkıştırmaya çalışmışlardır. Ayrıca kimi TV ve radyo kanalları aracılığıyla Küba karşıtı yayınlarını, Küba’da izlenmesini ve dinlenmesini sağlamaktadırlar.
Ülkesine sahip çıkan Küba halkı kendi özgürlüklerinin parayla satın alınamayacak kadar değerli olduğunu bilmekte ve buna göre davranmaya devam etmektedirler. Hayatı yaratmak hırsızlarla ortaklık kurmamaktan geçtiğini bilmektedirler. Emperyalizmin Küba’ya uyguladığı gayri ahlaki duruma şaşıracak değiliz. Çünkü bu ahlaksızlığı dünyanın her tarafında uygulamaya devam etmektedir. Bunun karşısında Küba bize hayatın değişebilirliğini açık biçimde göstermiştir. Ambargo uygulayacaklar, küfür edecekler, sporcusunu, bilim adamını kaçıracaklar, ABD eliyle terörist eylemlerde yüzlerce vatandaşını kaybedecekler, suikastlar düzenleyecekler; bunların hepsini Küba halkı daha önce gördü. Şimdi Küba halkı dimdik ayakta, emperyalizmin ve işbirlikçilerinin on yıllardır sürdürdükleri abluka karşısında ahlaksız olmayı değil, insanın insanı sömürmediği bir ülkede yaşamanın mutluluğunu yaşamaktadırlar.
Nevzat Süs

Yorum Yapın