İnadına Tiyatro

90’lı yıllarda başlayan liberal dalga, bugün içeriğinden bir şey kaybetmeden fakat genişleyerek ve belli formlar değiştirerek varlığını günlük hayatta daha fazla hissettirir duruma gelmiştir. Kitle kültürü bağlamında ise yavanlaşarak ve yavanlaştıkça da sanatçıları daha fazla kölesi durumuna getirecek araçları yaratmaya başlamıştır.

ABD televizyonun etkisini on yıllar önce keşfettiğinde büyük bir cesaretle ve pervasızca bu aracı kullanmanın yolunu bulmuş ve sürdürmüştür. Ülkemizin medya dünyası ise 90’lı yılların o acemi televizyon kullanımının çok ötesinde. Kimi? Nasıl? “star’laştıracağını” salt TV ile değil bunlara bağlı basım organlarıyla eşgüdüm halinde çalışacaklarını çok iyi biliyorlar. Her TV kanalı kendi starını yaratma gayreti gösterirken onu manşete taşıyacak sansasyonun da zeminini hazırlıyor. Bu asalak kültüre yapışacak kadın ve erkekler bulmada pek güçlük çekmiyorlar olsa gerek. Çünkü bu kaygan ve yapışkan insanların içinde yaşadığımız liberal ortamda yetişmesi kadar normal bir şey yok kanımca. 1980’lerde doğan bireylerin, birey olma duygusunu aşma yönünde hiçbir edimi olmazken, medyanın yarattığı kof dünyadan başka bir dünya da bilmiyorlar maalesef. Özgürlük, gemileri yakmak gibi kavram ve ifadelerin yerini “kal geldi”ler alıp, kaldıkları yerde boğuşmaktadırlar.

Günümüzün modernizm aldatmacası tam da bu zemine oturuyor. Bencil çıkarlar, her an aldatılan ilişkiler, kandırmaca, hortlaklar gibi insanımızın tüm benliğini sarıyor… Geçen gün başbakan vaaz veriyor, “bölgesel milliyetçiliğe, dinsel milliyetçiliğe” vs. karşıyız diye. Kavramlar bu biçimde çarpıtılarak, aslında yüzeysel ve indirgemeci “tarz” tüm topluma sirayet ettirilmeye çalışılıyor. İçinde yaşadığımız alışveriş döngüsüne yağ sürmekten başka bir işe yaramayacak bu “sosyallikten” kurtulma olanakları her dönemde oldu. Bugün de vardır.

Bu ortam içerisinde duyguları, düşünceleri, fizyolojiyi kavrayan ve yaşadığı dönemi sürekli değiştirmeye çalışan oyuncu kendini nasıl koruyacaktır? Tiyatro oyuncusu oynayarak kendini özgürleştirirken izleyicisini de değiştirmenin yollarını ve olanaklarını sonuna kadar kullanır. Özellikle tiyatro sanatına yeni başlayan oyuncular bu konuda büyük bir açmaz içerisinde. Yaratılan bencil ortam içerisinde bir baştan savrulmanın öznesi haline gelmişlerdir. Bu bir olgudur.

Kitle kültürünün bir parçası haline getirilmeye çalışılan oyuncular, kendi kurtuluşunu maalesef ucuz, sıradan TV dizilerinde görmektedir. Eğitim kurumları ise bu kriterdeki oyuncuları daha çok bünyesine katmak için çaba sarf etmektedirler. Herhangi bir oyunculuk okulunu bitirmiş birçok oyuncu adayı, mevcut kimi “kahvehane” ortamlarında bulunarak “iş çıkarma” yolunu gütmektedirler. Bu ilişkiler içerisinde bulunmak doğru ya da yanlış fakat gerçek tek; o da genç oyuncuların kendilerinin bir mal gibi satın alınabilecek varlıklar olarak görmesi. Elbette bu düşünen, bilinçli bir oyuncu için tercih olamaz. Fakat mesleğe yeni adım atan oyuncular bu “işlerin” böyle döndüğünü kanıksamış durumda. Bu duruma farklı bir açıdan örnek ise İBŞT’den geldi; herkesin bildiği ihale ile sanatçı alımı meselesi. Varılacak nokta bunun daha çok serbest piyasa ilişkileri içerisinde yapılmasıyla son bulacak gibi görünmekte. Devlet kurumu ihaleyle sanatçı alırken özel kurumlar az ücretle çalışanı ve mağdur duruma düşmüş oyuncuyu tercih edecektir. Bu da oyunculuk mesleğinin daha çok dibe çekilerek yok edilmesinin önünü açacaktır.

TV. Sektörünün işleyiş biçimine bir de bu açılardan baktığımızda onlar için tek geçerliliğin ekonomik boyut olduğunu anlayabiliriz. Peki, bu ilişkiler içerisinde oyuncu kendini nasıl konumlandıracaktır? Elbette tiyatro yapmaya devam ederek! Genç oyuncular medya dünyasının aldatmacasına kendilerini uzak tuttuğu, yalanın ve düzenbazlığın karşısında tiyatroyu inatla yapmaya devam ederek hem kendini kirlenmekten hem de sanatını korumuş olacaktır. ‘Oyuncunun er meydanı tiyatrodur’ gibi ağdalı laflara gerek yoktur. Oyuncu; mesleğine karşı sorumluluğu ancak sahneye çıkarak gerçekleştirmiş olacaktır.

Yorum Yapın