Komedya, tragedya gibi Antik Yunan Dionysos şenliklerinde ortaya çıkmıştır. Bu törenler, (çılgın kadınlar lenaia) toplu danslar, eğlentiler (komos) şeklinde gelişmiştir. En önemli tören ise komedyanın oluşumunda etkili olan phallus geçit törenleriydi. Çeşitli boylarda phalluslar yapıp açık-saçık öykü, fıkra anlatarak halkı güldürmekti amaçları. Kent Dionysos şenliklerinde tragedyadan dramatik bir hal alan komedya, tragedya yarışmalarına dâhil edilmiştir. Bütün bu gelişme-oluşma eski komedya (İ. Ö. 5 yy. ) diye anılır. Daha sonra orta komedya (İ. Ö. 344 ve sonrası) ortaya çıkmıştır.
Eski komedya dönemin radikal demokratik lideri olan Themistokles’in demokratik iktidarında ozanlar rahat sanatsal yaşam sürmüşlerdir. O dönemlerde komedi salt güldürmek amaçlı olmamıştır. Oyunlarda kaba güldürü, belden aşağı espriler olmuştur ama bunun yanında toplumsal-siyasal olgulara, kişilere eleştiri ve hiciv eksik edilmemiştir. Bu dönemin en büyük komedi ozanı Aristophanes’tir (İ.Ö. 450–446/ İ.Ö. 358–388 Atina?). Onun yanında Cratinus, Ameipsias, Crates ve Euopolis’de komedya ozanları arasındadır. Aristophanes’in oyunlarından bir kısmı günümüze kadar kalmıştır.
Orta komedyaya geçiş ise, Yunan İmparatorluğu’nun, Pelopones savaşları sonunda yenilgiye uğramasından sonra gelişir. Bununla birlikte sanat da Makedonya’nın egemenliğine geçmiştir. Yunan döneminde sanatçılara sunulan özgür demokratik ortam ortadan kalkmıştır. Daha önce siyasal taşlamalar yazan ve oynayan ozanlar artık niteliksiz oyunlar yazmaya başlamıştır. Bu anti- demokratik ortamda tehlike taşımayan kişi konu edinilmiştir. Örneğin, fahişeler, filozoflar vb… kişileri konu edinip onları gülünç düşürmeye çalışmışlardır.
Yeni komedyaya gelindiğinde artık dönem tamamen değişmiş, paralı tüccar sınıfın hâkimiyeti başlamıştır. Para hâkimiyetli dönemin tiyatroya olan etkisi kuşkusuz büyük olmuştur. (Tıpkı bugün olduğu gibi) Antik Yunan komedyasından sonra Töre komedyası gelişmiş, bunun yanında yeni komedyayı tragi-komedya, romantik komedyayı ise, melodram temsil etmeye başlamıştır. Böylelikle komedya yavaş yavaş evirilerek sürecine devam etmiştir.
Komedya sosyal-ekonomik-politik değişimlerle birlikte çeşitlilik kazanmıştır. Ortaçağ’da seyirlik halk oyunları, gizem oyunları, İngiltere’de Karakter, Töre komedyaları, 18.yy’dan sonra acıklı, duygulu, durum, gerçekçi komedya gibi örnekleri daha da çoğaltabiliriz. Kapitalizmin gelişmesi ile bulvar komedyası, revü, vodvil, varyete gibi çağın tüm olumsuzluklarını içinde barındıran komedi biçimleri ortaya çıkmıştır.
Şimdi de yaşadığımız topraklara bir göz atalım. Cumhuriyet’ten önce II. Meşrutiyet (1908) döneminde Türkiye’de özellikle Tanzimat’la (1839) başlayan yüzünü batıya yöneltme, burjuvalaşmaya başlama tiyatroya da yansımış. Genellikle adaptasyon, vodvil oyunlar oynanmıştır. Cumhuriyet’ten sonra ise Türkiye kendini tamamen batıya endekslemiş ve batı tiyatrosunu bu ülkede yaşayan insanlara benimsetmiştir
Bundan sonra “Geleneksel Türk Tiyatrosu” diye anılan tiyatro geleneği ve temaşa sanatı üstüne durmak istiyorum. Bunlardan biri meddahtır. Meddah sözcüğü Arapça kökenli olup, övmek, meth etmek anlamına gelir. Meddah İran’da ‘Nakkal’, Kürtlerde ‘Dengbej’dir. Meddahlığın esas olarak çıkış yeri Arap ülkeleri ve İran’dır ve İslami öyküler anlatma geleneğine dayanır. Bugün bizlere Türk Tiyatrosu (ya da Geleneksel Türk tiyatrosu) diye anlatılan meddahlık geleneği aslında orta doğu kökenlidir. Diğerleri örneğin, gölge oyunu (Karagöz) çıkış yeri Endonezya (Java), Hindistan ve Çin’dir. Gölge oyunu Anadolu’ya Hindistan-Arabistan-Mısır üzerinden 16.yy’da girmiştir. Başka bir örnek, Orta oyunudur. Anadolu’ya girmeden önce Yahudi’lerde ve Ermeni’lerde bu oyunun oynandığını biliyoruz. Meddahın Anadolu’ya geçişi 13–14.yy’a rastlar ve 19.yy’a kadar sürer. Bugün bir anlamda etkisini yitirmiştir.
Meddah gösterisi tek kişilik olup, özellikle kapalı mekânlarda (Kahvehane) oynanırdı. Meddah da İslam diniyle ilgili dinsel, Hz. Ali’yi anlatan öyküler vardır. Komik öğelerin de bulunduğu bu oyunlarda tekerlemeler, şiirler, fıkralar da yer alırdı. Köy köy, kasaba kasaba dolaşarak bir ‘Öğreti’ anlatırdı meddahlar. Bunun da bir ahlakı ve kültürü vardı.
Sanat, toplumun beğeni düzeyini estetik değerlerini geliştirirken bir yandan da sosyal gerçekleri gösterir ve onu değiştirir, dönüştürür. İçinde yaşadığı hayata karşı bir tavır oluşturur. Maalesef büyük medya dünyası ve onun ürettiği “sanat” bu tanımlamayı hiçbir şekilde hak etmemektedir. Bırakın toplumu değiştirmeyi, saf-arı insan dahi yaratamamaktadırlar. Oysa sanatın elinde böyle bir güç vardır. Bunun içindir ki sanat tarihler boyu sansüre ve baskıya maruz kalmıştır. Yine de özgür sanat kendini bir biçimde yaratır. Konumuzla ilgili olduğu için aktaralım; rivayet odur ki, Karagöz ve Hacivat Bursa’da yaşar, inşaatçılık yaparlar; anlatılarıyla insanları kışkırttığı için dönemin yöneticileri tarafından her ikisinin de kafaları kesilir. Bugün böyle bir cezayı kim göze alır? Böyle bir ceza zaten olmasın ama dünyada buna benzer cezalar da uygulanmıştır. Sanatın da hangi süreçlerden bugüne geldiğini açıkça görebiliyoruz, bu rivayetle.
Şimdi asıl konumuza, Stand-up Comedy’ye gelelim. Yeni tiyatro sezonu başladı ve perdeler tek tek açılıyor. Yakında Stand-up’cıların da afişlerini görmeye başlarız. Yalnız burada bir ayrımı görmekte yarar vardır. Tek kişilik tiyatro oyunlarıyla Stand-up’lar birbirine karıştırılmamalıdır. Kendilerini bir türlü tanımlayamadıklarından olsa gerek yaptıkları işe “Çağdaş Meddahlık” gibi sıfatlar yüklüyorlar. Tabi ki bu Postmodern dünyanın çocuklarını medya da sonuna kadar destekliyor. İçinde yaşadığımız sistemin bu tip sulu güldürülere ihtiyacı vardır her zaman. Stand-up; İngilizce de ayağa kalk/ayakta anlamına gelir ve bu sulu gösterinin kökenlerini 20. yy.’ın ikinci yarısından Avrupa ve Amerika’da barlarda görebiliyoruz.
Stand-up’ın hiçbir sanatsal, teatral, estetik öğesi yoktur. Sanat yüzyıllardan beri yaşadığı dönemin sosyal-kültürel ve ekonomik etkilerini içinde barındırır. Ya bu etkileri reddederek yeni bir toplum projesiyle öne çıkarsınız ya da Stand-up gibi iğrenç bir şekilde egemen kültürün komplimanı durumuna gelirsiniz. Evet, “Stand-up comedy” yapanlar bir kültürü yüceltiyorlar; “20.yy’ın başında batı dünyası her alanda büyük değişikliklere yol açan bir geçiş dönemi yaşıyordu. Bilimsel gelişmeler ve tekniğin ilerlemesi “Teknik çağa” özgü yeni bir kültürün doğmasına neden oldu.”*
Bu kültürü geliştirenler ve yayanlar dünyanın önemli coğrafi bölgesi olan Türkiye’yi de etkisi altına aldı. Stand-up da böyle bir kültürün ürünüdür.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Cumhuriyet döneminde de devam eden batılılaşma ardından çok partili döneme geçiş, sonunda Amerika’nın Marshall yardımlarıyla Türkiye’yi göbekten bağladı. Böylece Kapitalist ideolojiyi yayanlar Türkiye’ye de ayak basmış, coca-cola ve hamburger kültürünü bu topraklara getirmişlerdir.
Kapitalizm özünden dolayı bir sınıf diktatörlüğüdür. Burjuva kültürü çıkarcı, bireyci tüm ilişkileri kapitale, üretimlerin ve insanların metalaşması, sanatın metalaşması, sanatçıyı üretken olmayan bir emekçi olarak görmesi vb. gibi bir soysuzlaşma durumu ortaya çıkarır.
Buradan hareketle Stand-up’ı çözümleyebiliriz aslında. Türkiye gibi ülkelerin ekonomi-politiği bizlerin karşısına zorunlu olarak böyle bir aktiviteyi çıkarıyor. Kapitalizm, insanları soysuzlaştırır ve tüketim toplumu ortaya çıkarır. Stand-up da bu kültürün bir yansımasıdır. Düzen bizlere hazırı en kolay şekilde tüketebilen “şey”leri dayatıyor. Star olgusunu Stand-up yapanlarda en çarpıcı biçimde görüyoruz. Kendini medyatik varoluşa endeksleyen her oluşum, kurum, kuruluş (Politik-sanatsal) direkt olarak sistemin içinde olurlar, üretimlerini şu ya da bu şekilde sisteme entegre ederler.
Kapitalist düzen her alanda olduğu gibi sanat alanında da sindirme politikası gütmektedir. Sanatı eğlence, avuntu aracı olarak göstermektedirler. Kendilerinin bir kolu olan medyada bunu pohpohlamaktadır. Bir yandan güldürürken bir yandan da kendi çıkarcı, bireyci kültürlerini sindire sindire insanlara empoze etmektedirler.
Son söz yerine:
Stand-up’lara gidin, konuşacak geyik muhabbetleriniz ve etrafa savuracak sabun köpükleriniz olur. Hadi bakalım…
*İpşiroğlu Zehra, “Tiyatroda devrim” syf 7
Nevzat Süs
Kategorisi: tiyatro | Etiketlendi: anadolu, Antik Yunan, cumhuriyet, dengbej, gölge oyunu, karagöz, meddah, Orta komedyaya, ortaoyunu, politik, stand-up, tanzimat, tiyatro, Yeni komedyaya